Yeni Bir Pradigma

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Genelde kendimizi karanlık güçlerin egemenliği altında hissederiz; bugün daha iyi biliyoruz ki, kendi yaşamımızı, çocuklarımızınkini, birçok biki ve hayvan türününkini, var olmamızı sağlayan iklim koşullarını tehdit eden biziz.

*Kamusal yaşam ile özel yaşam arasına kapalı bir sınır koymak, bir anlamda dinsel düşünce ve eyleme-dolayısıyla da siyasal düşünce ve eyleme-karşı gelmek demektir, çünkü bütün dinlerin kamusal entinlikleri ve kamusal bir görünümü vardır.

*Ekonomik hedefleri olmayan toplumsal hareketler çok azdır ya da hiç yoktur, bu arada sanayi toplumları, geniş anlamda tanımlandıklarında, ekonomik hedeflerin aynı zamanda bir sınıf çatışmasının, ücretlilerin saygı görme isteklerinin anlatımına dönüştüğü bir yer olur.

*Sınıf bilinci kapitalizmin çelişkilerinin ve bunalımların bir sonucu değil, üretimle yaratılan zenginliğin sahiplenilmesi konusunda işverenler ile ücretliler arasındaki bir çatışma bilincinin sonucudur.

*Bu arada, iki şeyin aynı anda olduğunu görüyoruz. Bir yandan ulusal topluluklar zayıflarken, öte yandan etnik topluluklar güçleniyor.

*Kendilerini teknik bir eylemle ya da toplumsal sistemin işlevlerinden birinin hizmetinde çalışmakla özdeşleştirenler de öznenin dünyasına yabancı bir dünyada yaşarlar. Zaten büyük çoğunlukla öznenin varlığını yadsırlar.

*Başka olarak tanımlanan ötekinin reddi, kendinin tanımı dinselleştikçe şiddetlenir.

*Kiliselerin ve devletin birbirinden ayrılması Fransa’da siyasal alanın kutsallaşmasına yol açmıştır.

*Bir kasırganın yerleşim yerlerini alıp götürmesi gibi, tutkular bireyi alıp götürdüğünde özne de yıkılır.

*Altmışlı yıllarda özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Fransa’da kültür, politikayı istila etti.

*Nasıl modernlik topluluktan topluma geçişle kendini güç kazanmış bulduysa, toplumu aşıp ötesine geçmekle de güç kazanmaktadır-hatta daha fazla güç kazanmaktadır.

*Modernlik, toplum fikriyle uzun zaman boyunca taşındı; bugün artık ancak ondan kurtularak, hatta onunla mücadele ederek ve özneyi-artık çok daha doğrudan bir biçimde toplum fikrinin karşıtı durumuna gelen özneyi-içine alarak gelişebilir.

*Modernliğe doğru yürüyüş, bir toplumun başka toplumlardan gelmiş birçok unsuru üzerine giymesiyle gerçekleşir. Hiçbir zaman yeni salt yeniden elde edilemez, eskiden de yeni elde edilir pekala.

*Katalolik dünyada IX. Pius’un Papalığı sırasında açıkça gördüğümüz gibi din ile modernlik arasında doğrudan çatışmalara yol açmıştır.

*Yaratılmış olup da sürekli dönüşüm içinde olan ne varsa, hepsine modern demiyor muyuz?

*Kuşkusuz, bireyin propaganda ve reklam yoluyla ne şekilde kullanıldığını görmek gerek, ama bu bireyin içindeki toplumsal aktörü, hatta özneyi de görmezden gelmemek gerek, çünkü o özne onun içinde ve tüketim toplumuna, pazarların kişisizliğine ve savaşın şiddetine karşı mücadele veriyor.

*Her fırsatta dile getirilen toplumsal hareket kavramı tüm içeriğini yitirmiş gereksiz bir kavram haline gelmiştir bugün.

*Birçokları için dünya bütün anlamını yitirmiştir ve anlamsızlık salt nefret-kendine ve çevreye duyulan nefret hissi-içeren davranışlardan ya da şiddet imgeleriyle dolup taşan bir tüketim kültürünün bağrında amaçsız bir çırpınıştan başka bir şeye yol açmaz.

*Savaş, toplumların üstüne çıkmıştır, bundan böyle çatışma değil yok etme, zafer değil ölüm anlamına gelmektedir.

*Ulusalcılık, devletin çıkarlarının ulusa ve toplumun bütününe dayatılmasıdır.

*Sovyet tehlikesi zamanında Batı Avrupa ile Kuzey Amerika’yı sıkıca birbirine bağlayan şey, artık yoktur ve dünyada İyiyi Kötüye karşı koruma görevini Amerika Birleşik Devletleri tek başına üstlenmiştir.

*Birçok Fransız, İtalyan ya da Alman, New York’ta çoğu Avrupa kentinde olduğundan daha az yabancı hisseder kendini. Büyük Britanya uzaklara, yani Amerika Birleşik Devletleri’ne doğru bakmayı sever; oysa İtalya kendini Akdenizli hisseder.

*Şunu her zaman gördük ki, kamusal yaşam çıkarlardan daha çok tutkuların egemenliğinde olmuştur. Ama bugünün dünyasında tutkular ötekiyle çatışmaktan çok onu yadsımayı hedefliyor.