Döviz Kurları

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*1970’lerin başında, ABD’nin, parasının altına olan konvertibiletisini kaldırmasıyla Bretton Woods sistemi çöktü ve altın standardı tamamen ortadan kalkmış oldu.

*Bretton Woods sisteminin çöküşünün ardından ortaya çıkan yeni uluslararsı finansal sistemde, her şeye rağmen 1970’ler boyunca, gelişmekte olan ülkelerin çoğu sabit kur rejimini uygulamaya devam ettiler. 1980’ler ve 1990’lar boyunca ise, sabit kur rejimine bağlı kalan ülkelerin sayısı giderek azaldı.

*1970’lerin başında ortaya çıkan petrol krizinin ardından, özellikle, petrol üreticisi olmayan gelişmekte olan ülkeler, büyük miktarda dış açıkla karşılaşmalarına rağmen, bu yıllarda, ellerinde biriken petrodolarlara plasman alanı arayan uluslar arası finans kuruluşlarınının sundukları ucuz fonlardan borçlanarak sabit kur uygulamasını sürdürebilmişlerdi. Türkiye’de bu fonlardan faydalanarak sabit kur rejimini sürdürmüş, ihracatını arttırma yolunda bir çaba içine girmemişti. 1970’lerin sonunda ortaya çıkan ve yüksek enflasyonun eşlik ettiği dış ödemeler krizi, bir istikrar tedbirleri paketini gündeme getirdi.

*1990’larda, bazı ülkeler sabit kur politikasının ülke parasının reel olarak değer kazanmasına yol açacağını ve istikrar politikalarının dış ödemelerle ilgili hedefini sonuçsuz bırakacağını ileri sürdüler.

*Geciken devalüasyonlar ithalatı teşvik edip ihracatı caydırıyor, ortaya çıkan cari açığın sürdürülemeyeceği beklentisi, büyük miktarda sermayenin ülke dışına çıkmasına neden oluyordu. Ülkeden sermaye çıkışını engellemek için, sıkı para politikarı aracılığıyla faiz hadleri yükseltiliyor ve düşük kur-yüksek faiz politikası izleniyordu. Bu durum, sıcak para girişlerini teşvik ederek ülkeleri krizlere açık hale getiriyordu.

*Bir paranın aşırı değerlenmiş olduğu kanaatinin uyanması halinde, büyük miktarda sermayenin bu paradan kaçması ve bunun, merkez bankaları açısından, döviz kurunun kontrolünü çok güç hale getirdiği ortadadır.

*Finansal liberalizasyon ve sermaye akımları sebebiyle para ikamesinin ortaya çıkması, otoritelerin para arzı üzerindeki kontrolünü zayıflattı ve bağımsız para politikası uygulama imkanını ortadan kaldırdı.

*Döviz kurlarının oynaklığı konusunda bir açıklama, finansal piyasalar değişmelere anında ayak uydurmasına rağmen; fiyatların, üretimin ve cari işlemler bilançosunun bu konuda yavaş olduğu şeklindedir. Böyle olunca, parasal bir değişikliğin döviz kurlarında aşırı bir değişikliğe sebep olması ihtimal dahilinde olmaktadır.

*Europara piyasalarının ortaya çıkması, Bretton Woods sisteminin çöküşü ve petrol şoku. Birbiriyle bağlantılı bu üç gelişmenin etkileri, finansal piyasalarda kontrolün gevşetilmesi ve meydana gelen teknolojik gelişmelerle birleştiğinde, uluslar arası finansal akımların çok büyük boyutlara ulaşmasına ve dünya yüzündeki finansal merkezlerin birbiriyle bütünleşmesine yol açtı.

*Bretton Woods sisteminde, sabit kurların muhafazası, özel sektörün döviz kuru riskinden korunması anlamına geliyordu. Bu istikrarlı döviz kurları döneminde, dolayısıyla, büyük ölçekli döviz işlemlerine ve bununla ilgili araçlara ihtiyaç yoktu.

*Sabit kur sisteminde devlet tarafından üstlenilen kur riski, kurların dalgalanmaya başlamasıyla birlikte özelleşmiş oldu.

*Milli otoriteler, hala, kısa vadeli faiz oranlarını kontrol edebilmektedirler; fakat, yatırım kararlarında asıl önemli olan uzun vadeli faiz oranları, hükümetlerin, ancak dolaylı olarak ve giderek azalan ölçülerde etkileyebildikleri küresel piyasalar tarafından belirlenmektedir.

*Piyasalar, borç miktarı artan ülkeler üzerine bir risk primi ilave ettiğinden; bu ülkeler, döviz kurlarında düşüşe karşılık, artan faiz oranlarıyla karşı karşıya kaldılar. Borcu, dolayısıyla, ödeyememe riski artan ülkeler, aynı miktarda yabancı sermayeyi, ancak giderek artan faiz oranları ile çekebildiler. Bu düşük kur-yüksek faiz politikası, bu ülkelere kısa vadeli, spekülatif sermayenin yönelmesine ve beklentiler durumun sürdürülemeyeceği yönünde olduğundan da büyük ölçekli, ani sermaye çıkışlarının yarattığı krizlere yol açtı. Bu ortamda, bir ülkede, bütçe açıkları ve kamu borç miktarı ne kadar yüksekse, uzun vadeli faiz oranları da o derece yüksek olmaktadır.

*Yurtiçinde yükselen faiz oranları, kısa vadeli yabancı sermayeyi ülke içine çekecektir. Yurtiçine doğru bu sermaye akımı, ülke parasına olan talebi artıracak ve uygulanan ekonomi politikasının yegane sonucu, ülke parasının değer kazanması olacaktır. Bu durumda, tüketim ve yatırım harcamaları, bu politikadan etkilenmezken; ülkenin ihracat malları nispeten pahalılaşacak, ithalat ise ucuzlayacaktır. Neticede, ülkelerin dış ticaret bilançosu bozulacak; ihracat ve ithal ikamesi sektörleri sıkıntıya girecektir.

*Bunun anlamı şudur: Ülkeler ya döviz kuru politikası ya da para politikası uygulayabilirler, fakat ikisini birden uygulama imkanları yoktur. Yurtiçi faiz oranları bu politikalardan biri için uygun bir araç olarak kullanılabilir, fakat aynı anda her ikisi için birden kullanılamaz. Uluslar arası rekabet gücünün azaldığından şikayet eden bir ülke, ithalatını kısıp ihracatını arttırmak için ya faiz oranlarını düşürmek ya da piyasadan döviz satın alarak, yani, başka bir ifadeyle, piyasaya kendi parasını satarak parasının dış değerini düşürmek, durumundadır. Her iki durumda da, para arzı gevşetilmiş olacaktır.

*Kurun sabitliği kısa ve orta vadede söz konusu olmakta; uzun vadede kurlarda değişiklik yapmak kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu yüzden, sabit döviz kurunu ayarlanabilir sabit kur olarak anlamak daha doğrudur.

*Gerek yabancı mal ve hizmetlere ve gerekse yabancı mali varlıklara olan talep artışı, kurun sabit olması halinde, dış ödemeler açığına yol açacaktır.

*Sabit kurun sürdürülebilmesi için, dışarıya sermaye çıkışının önlenmesi, bunun için de, faiz oranlarının yükseltilmesi gerekmektedir.

*Bir ülkede enflasyon oranı dış dünyadan daha yüksekse; o ülke içinde üretilen mallar, yurtdışında üretilenlere kıyasla pahalılaşacak ve ithal mallarına olan talep artacaktır. Buna bağlı olarak, döviz talebi ve milli para arzı da yükselecektir. Kurların, esas olarak, döviz piyasasındaki arz ve talebe bağlı olarak değiştiği bir dünyada, bu gelişmelerin tabii sonucu olarak, ülke parası yabancı paralar karşısında değer kaybedecektir. Buna göre, enflasyon oranı ile ülke parasının değeri arasında tersine bir ilişki vardır. Yüksek enflasyona sahip ülkelerin paraları değer kaybetme eğilimindedirler.

*Finansal piyasalar, arz ve talepte meydana gelen değişimlere anında uyum sağlarken; mal ve hizmet piyasaları kısa dönemde yeterli esnekliğe sahip değillerdir.

*Bir paranın diğer paralar karşısında değeri ne kadar sık değişiyorsa; o paranın riski o kadar yüksektir.

*Para ikamesi, kısaca, bir ülkede, milli para yanında yabancı paraların da, iktisadi karar birimleri tarafıdan elde tutulması demektir. Bunun sebebi, esas olarak, yaşanan yüksek enflasyon sebebiyle ülke parasının iç değerinde meydana gelen aşınma sonucu, artık ülke parasının, değer saklama aracı fonksiyonunu yerine getirememesidir. Bu durumda, ülke içindeki kişi ve kuruluşlar, enflasyondan kaçınmak için, değeri daha istikrarlı olan yabancı paralara yönelmektedirler. Zamanla, bu sağlam paralar, ödeme aracı olarak ta kullanılmakta ve bu finansal yenilik olarak ülkenin iktisadi hayatında yer almaktadır.

*Enflasyonu aşağı çekmek önemli olunca, nominal bir çapa sağlayan sabit kur cazip olabilirken; uluslararasu rezervler düşük bir seviyede bulunduğunda ve ödemeler bilançosunu iyileştirmek öncelik taşıdığında, esnek bir kur sistemi gerekli olabilir.

*Daha yüksek enflasyona sahip olan ülkenin parası reel olarak değerlenecek ve ülke dünya pazarlarında rekabet gücünü kaybedecektir. Bunun sonucu, ülkenin ihracatı azalırken, ithalatının artması, yani cari işlemler bilançosunun açık vermesi ya da mevcut açığın giderek büyümesi olacaktır.

*Devalüasyon, enflasyonun dış hesaplardaki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için yapılmakla birlikte, aynı zamanda, kendisi bir enflasyon kaynağı olabilmektedir. Girdi fiyatlarının ve ücretlerin yükselmesine yol açan devalüasyon, üretim maliyetlerini yükselterek, bir yandan üretim kapasitesini daraltırken, diğer yandan enflasyona sebep olmaktadır.

*Enflasyon devalüasyona, devalüasyon enflasyona yol açmakta; böylece, devalüasyon ve enflasyon birbirlerini besleyerek sürekli hale gelmektedir.

*Düşük kur-yüksek faiz politikası yurtdışına yüksek reel faiz transferi anlamına gelmekte; ülke kaynaklarının yurtdışına transfer edilmesine sebep olmaktan başka, bu politikanın uzun müddet sürdürülmesi de mümkün olamamaktadır.

*Açık ekonomilerde, bütçe açığında meydana gelen artış, faiz oranlarının yükselmesine yol açmakta; faiz oranlarındaki yükselme, ülkenin parasının değerlenmesine sebep olmakta ve bunun sonucunda, nispi olarak pahalılaşan ihracat ve ucuzlayan ithalat, dış ticaret açığına yol açmaktadır.

*Yurtiçi enflasyon oranı yurtdışı enflasyon oranının bir hayli üzerinde ise; sabit kur sisteminde, ülkenin uluslar arası rezervleri azalacak, ülke parası aşırı değerlenecek ve bu paranın aleyhine bir spekülatif hareket başlayacaktır.